7 Kasım 2012 Çarşamba

fiyuvfit altını çizdi. pucca günlük - küçük aptalın büyük dünyası



hani böyle her insanın takıntı haline getirdiği,
ille o olsun, Brad Pitt gelse 
koluna sümüğümü sürmem dediği
aşkı vardır ya,
ha işte benimki de buydu. (5)


"senin kirpiklerin takma mı?" diye sordu
"yok" dedim
"ne güzel, aynı oyuncak bebeklere benziyorsun" dedi.
orda öyle sanırım saatlerce mal pozisyonunda durmuşumdur.
peki, sonra naaptım?
gittim tuvalete, elimde avucumda
ne kadar rimel varsa
onlarla boyadım kirpiklerimi.
yetmedi, bir kez bile kullanmadığım
kirpik kıvırma aletiyle sıkıştırıp,
iyice yukarı dayadım.
şu an o kadar ağırlar ki,
üzerlerine resmen tansaş alışveriş poşetleri koymuşum gibi
kapadıkça geri açamıyorum.
hepsinden öte, adım gibi biliyorum,
şu anda maymuna benziyorum! (55)


bir parmak bal sürüyorsun ağzıma,
sonra tıkıyorsun biberli turşuyu. (110)


kirpiği yanağına düşmüştü, "dilek tut" dedim
"hep yanımda kal" dedi.
en güzel yerlerde film biter ya,
sonrası mühim değildir,
artık kahramanlar yorulmuştur ve huzur içinde bir
"son" yazısı yazar.
Ben eğer bir film olsaydım, bu sahnede biterdim.
sonrası yok, öncesi mühim değil.
herşey burada bitsin.
"son" yazısı yazarak blur'a dönsün sahne.
sonra sordum, "hangi yanağın" diye,
"sol" dedi. ama kirpik sağındaydı. (112)


o iyileşti ama benim hiçbir yaram iyileşmedi
çocukken herşeyi büyüttüğümü zannederdim
ama büyüyünce de hiçbirşey küçülmüyor sanki!
bir yumuşatıcı kokusu bile
bazen bütün günümü zehir etmeye neden olabiliyor. (117)


o soğuk, o anaç, o boktan bakışlarımla gözlerimi ona dikerek
"mesafe girdiğinde araya bu ilişki sürmez, bunu biliyorsun.
boşuna deneyerek birbirimizi yıpratmayalım.
güzel birşey yaşadık, burada bitsin" dedim.
gülümseyerek cevabını bekledim.
bu da, sanki biraz sağa doğru kaykılsana demişim gibi
"tamam" dedi.
salak ya, bu sözün anlamı,
"ben senden ayrılmak istemiyorum,
bu işi yürüteceğine dair bana gaz ver"dir.
ama nato kafa nato mermer!
anlamadı.
gayet de "tamam peki sen bilirsin" dedi
ve götünü dönüp eşyalarını toplamaya devam etti.
ben de ne yapayım, hiç böyle bir cevap beklemediğimden
kaldım öyle mal gibi. (120)


sevgili rus kızları, ırkınız kurusun. öptüm bye. (170)

"eee rus kızları otuzundan sonra patlıyo,
eciş bücüş oluyo" diye dolandık durduk.
ya gerçekten bu yalana inanan var mı?
ya da hiç mi görmez etrafındaki karıları?
sanki türkler otuzundan sonra 
angelina jolie'ye dönüşüyormuşcasına,
nasıl burun kıvırıyoruz, nasıl eziyoruz (173)


kışın alışveriş merkezinde gezerken
ellerinde montları olmayan çocukları keserdik.
çünkü onların arabası vardır
ve montlarını arabalarına koyup çıkarlar (192)


birgün aynaya bakıyordum, çok güzeldim.
gözlerimi kapadım.
bir açtım; seksen yıl geçmiş (237)


o günlerden geriye, bedenimin her zerresinde
izler taşıyorum. çenemde, dişlerimde,
elimde, kalçamda.
nedense o izlerin hiçbiri,
annemin bizim o halimizi görmemesi kadar
acıtmaz canımı (239)

zaten kızım için böyle koftiden günlük hazırlıyorum kendime,
yaşı geldiğinde vereceğim.
okusun benim yaşamımı, alsın dersleri.
tabii kızıma vereceğim günlükte
bazı şeyleri değiştirmem gerekecek.
"bugün yine ders çalıştım,
ders çalışmayı çok seviyorum günlüğüm.
bütün notlarım beş.
bunun nedeni, pis pis arkadaşlara uyup
onlarla fink atmamam.
tabii büyüklerimin sözünden de çıkmıyorum,
herşeyin iyisini onlar bilirler.
kısa kesmem gerek, ders çalışmalıyım." (303)


baba tarafım güzel değil,
babam mesela at hırsızına benziyor (336)


hiçbirşey bulamadım.
o planını yapmış.
ben nasıl alıştım buna anlatamam.
belki de kaderimde yoktur.
belki de o beni gerçekten sevmiyordur,
belki de karşıma daha iyi birisi çıkacaktır.
Allah böyle uygun görmüştür.
o istiyorsa gitmeyi,
hoşçakal demekten başka
ne yapabilirim ki? (350)


en acısı da ama, sen besle büyüt
sonra kız bulur kendine salak bir herif,
evlenip seni bırakır gider.
yani herşeyin sonu yalnızlık.
senden çıkan parça bile seni terkediyor bir yerde,
sen yaşayamadıklarınla kalıyorsun.
haa bir süre sonra o da mühim olmuyor,
hayat herşeye alıştırıyor seni çünkü.
sonra senin yaşadığını kızın da yaşıyor.
aslında ne acı,
hayat hep aynı kısır döngü içinde
devam ediyor.. (354)







5 Kasım 2012 Pazartesi

hayatta basit ama güzel şeyler de varmış, yemek sunumu gibi(:

günaydın, iyi haftalar(:
doktora yeterlik yemeği,
doğum günü siparişi,
organizasyon falan derken
fikir vermesi adına
onlarca sunum görseli kaydetmişim.

şöyle evde herkesin yapabileceği cinsten olanları
paylaşayım dedim,
keki kare kare kesmeye,
böreği tepsiden çıkarıp ortaya koymaya,
mandalinanın sadece kabuğunu soymaya alternatif olsun.

 ne kadar kolaylar, değil mi?
evet. demek ki hayatta
hem kolay hem güzel olan bazı şeyler de varmış..

(bkz: kendi sorup kendi cevaplamak)


















 

4 Kasım 2012 Pazar

Pazar Hediyem



8.10 Vapuru
                                
                                     Cemal Süreya

Sesinde ne var biliyor musun
Bir bahçenin ortası var
Mavi ipek kış çiçeği
Sigara içmek için
Üst kata çıkıyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
İşinden memnun değilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar

Sesinde ne var biliyor musun
Eski öpüşler var
Banyonun buzlu camı
Birkaç gün görünmedin
Okul şarkıları var

Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İkide bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun.

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var.

BÜTÜN KIZLAR TOPLANDIK sakinlerine başta olmak üzere tüm Cemal Süreya ve şiir severlere hediyem  olsun:)))

Sevgiyle kalın.....

2 Kasım 2012 Cuma

HAYAT VERMEK İSTER MİSİNİZ?

Sene 2000. Amcamın artık son günleri.Siroz yüzünden genç yaşta hayata veda edeceği dakikalara az kalmış.Oturdum hem ağladım hem düşündüm.Yıllarca bağışlanacak bir karaciğer için sıra beklemiştik.Bulunamadı.Bulunan uymadı.Ve biz amcamı kaybettik.O gün karar verdim ben organlarımı bağışlayacağım.Ve yaptım.Benden yana helal olsun.

Türkiye'de o kadar az ki organ bağışçısı, sayılarla anlatmaya bile değmeyecek düzeyde. Bırakın organ bağışını biz kan bile vermekten korkan, herşeye üşenen aman canım banane deyip geçiştiren bir milletiz. Ama bizim başımıza geldiğinde nerde bu devlet nerde bu millet diye yaygara koparmaktada üstümüze yok.
 
 
 
O zaman ne yapacağız. Organ bağışı....Hem dinimiz de buna müsade ediyor.
Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 6 Mart 1980 tarih ve 196 sayılı kararına göre organ bağışı İslam dinine göre caizdir. Kur'an-ı Kerim'de de (Maide Suresi, Ayet 32'ye göre) "bir kişiye hayat vermek, bütün insanlara hayat vermeye eşdeğer" sevaptır. denmektedir.
 
3-9 Kasım haftası Organ Bağışı Haftası...Tüm sağlık kuruluşlarından bilgi alabilirsiniz...Sevgiyle kalın.İyi hafta sonları....

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

... BÜTÜN KIZLAR TOPLANDIK ... Template by Ipietoon Cute Blog Design and Waterpark Gambang