semmma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
semmma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2013 Pazar

sırtından vurulmak




hayatınızda samimiyetsizlikle hiç karşılaşmamışsanız eğer,
herkesi kendiniz gibi bilmişseniz,
sevdiklerinizin istekleri sizin vaktinizden, işlerinizden,
isteklerinizden daha ön plandaysa;
tebrikler!

bu acıyı tadacaklardan biri olmaya adaysınız demektir!

her anında yanında olduğunuz,
acısını tatlısını gık demeden paylaştığınız,
hakkında kötü konuşulduğunda dehşetle savunduğunuz bir "dost"unuz
itinayla bu işi yapmak için sizi seçecek.

gururlusunuz değil mi?
siz seçilensiniz, tadını çıkarın.

önce hakkınızda söylediklerini duyacaksınız.
nasıl olur, ben böyle birşey yapmadım ki diyerek
zavallı bir savunma içine gireceksiniz.
sorumluluklarınızı yerine getirmemiş,
onun söylediği kötü lafların asıl sahibi konumuna sokulmuş,
başkaları tarafından nefret edilesi hale getirilmiş biri olmanın,
yeni karakterinizin tadını çıkarın!

sırlarınız ifşa edilecek,
dostlarınız zor durumda kalacak,
ailenizin bile yüzüne bakamayacak hale geleceksiniz.

üstelik hiç yapmadığınız işler yüzünden.

samimiyetle kucak açtığınız,
birlikte nefes aldığınız insanın aslında en başından beri
açığınızı aradığını farkedeceksiniz.

neyse ki etrafınızdaki herkes sizin iyi bir insan olduğunuzu
ve tüm bunların suçlamadan ibaret olduğunu
anlayacak kadar akıllı.
tamam, telaşa gerek yok. 
 birazcık acıyacak sadece.

sırtınızda delik aramayın.
vuruldunuz ve oraya oturan bir taş var.
akciğerleriniz adeta ak misket artık,
büzüldüler ve minicik kaldılar.
panik yapmayın, bu nefes alamama hali geçecek.

siz insanların "ondan uzak dur" demelerine gururunuzdan pay vermemiştiniz
işte ağzınızın payını aldınız.

tebrikler, artık siz de fazlalıkları olanlardansınız.




10 Temmuz 2013 Çarşamba

kendi yolundan..

artık sevmemen gerektiğini
anlatan biri vardır karşıda.

uğrunda kendinden vazgeçtiğin,
umursamazlığı ile kaç zamandır iç acıtan.

sevildiği kadar sevmediği ortada.
hatta bazen her davranısı ile yoran, yıpratan...


"her seye rağmen"dir bir süre
onun için yapılan her sey.
gözlerinde ilk zamanlardaki coşkuyu görmek için..
mutluluktan uctugu zamanları tekrar yakalayabilmek için.
"eskisi gibi" olsun diye her sey.

ve bir gün yorulduğunu anlar insan.
onu yanında tutmaya çalışmaktan, tutamamaktan.
 

mutlu etmeye çalışmaktan, başaramamaktan.
 

onun için yeniden "vazgeçilmez" olmak için uğraşmaktan,
olamamaktan.

tuhaf bir hissizlik.

önemli de değildir artık ne düşündüğü,
ne yaptığı, ne hissettiği...
 

üzülür önce, anlayamaz. hatta belki sinirlenir.
ama önemli değildir..
için acır biraz..
döner gidersin yoluna,
çok fazla geriye bakmadan.

kendi yolundan..






14 Mart 2013 Perşembe

ondan sana yar olmaz. altını çizdim.

 
çok eğlenceli,
benim koşu bandı kitabı olarak tanımladığım gruba dahil,
kafa dağıtmak için birebir bi kitap.
tabi bazı cümleler
kafanızı balyoz etkisiyle dağıtabiliyo,
o konuyu eyyorlamıyorum.
bi sex and the city yazarı
ve bi sex and the city danışmanı
masa başında senaryo sohbeti yaparken
girdikleri tartışmayı ve devamını kitap haline getirmiş.
çok iyi olmuş çok da güzel iyi olmuş taam mı?
 

greg erkekleri anlatmış,
liz kadınları.
 cosmopolitan makaleleri gibi bişey işte(:
yalnız öyle bi gaz veriyo ki
bittiğinde en çirkin pijamaların,
çikolata kahve lekesi,
kafanda ev topuzu
(ki bulanı alnından öpmek isterim)
üstünde otuz kiloluk beton babanne yorganı olsa bile
wuhuu ben enfesim harikayım
diyebiliyosun.

he sonra ne mi oluyo?
kimse sana bunu demiyo.
kak kız soğan hazırla falan diyo birileri.

neyse, başlıyorum.
(sanki çok önemli bi iş yapar gibi
her seferinde başlıyorum demiyo muyum,
beni benden alıyorum valla.
bu nası bi saçmalıksa.)


greg bize hepimizin güzel, akıllı
ve komik kadınlar olduğunu,
zamanımızı bizi aramayan bir erkekle
geçirmememiz gerektiğini anlattı.
greg'in deyimiyle bu hazineyi boşa harcamamalıydık. (11)


gerçekten size göre olan bir erkek,
bunu size gösterir.
ertesi sabah dörtte abd başkanı olarak
yeni görevine başlayacak olsa bile bir şey değişmez.
sizin yanınızdadır. (15)


neden çok daha güzel şeyler yaşama şansımız varken
düşüncesiz, incelikten uzak birine takılıp kalıyoruz ki? (16)


üstelik hiçbir günüm
sizi arayamayacak kadar meşgul geçmezdi. (37)


sen buna unutmak diyorsun,
bense tercih etmemek diyorum. (40)


sizin kendinizi huzurlu hisetmenizi
ve çatışmaların önlenmesini sağlamak için
çaba sarfetmiyorsa,
duygularınıza ve ihtiyaçlarınıza asygı duymuyor demektir.
(49)
(işte ben de tam bunu anlatmaya çalışıyorum!)


sizde beklentiler oluşturuyor ama sonra
küçük şeyleri bile yerine getirmiyorsa,
aynısını büyük şeyler söz konusu olunca da yapacaktır.
sizi sürekli hayal kırıklığına uğratıp
uğratmadığına dikkat edin. (49)
 (ben binlerce kez söyledim,
adamlar kitabını yazmış.)
aldatmanın mazereti yoktur.
tekrar söylüyorum,
aldatmanın mazereti yoktur.
şimdi siz söyleyin,
aldatmanın mazereti yoktur. (87)
ancak sürekli birşeylerden kaçtığını,
sizin onu mutlu etmek amacıyla değişmek için
çok fazla çaba harcadığınızı hissediyorsanız,
ondan ayrılın ve yolunuza devam edin
onun sırf sevilmek istediğiniz için
size aptal gibi hisettirmesine izin veriyorsunuz. (109)
erkekler bildiklerini okuyorlar.
çünkü onlara bu hakkı veren milyonlarca kadın var. (116)
bazen kapanışı tek başına yapmanız gerekir (126)
cevap almamak, cevabın ta kendisidir. (137)
 birini gerçekten seviyorsanız,
onu mutlu etmek için birşeyler yapmak istersiniz. (147)
sorun şu;
beni bu kadar çok seviyorsa
bu kadar umursamaz olması mümkün mü? (148)
birbirini seven insanlar birbirlerine iyi davranmaya
hoşluklar yapmaya,
hayatı kolaylaştırmaya çalışırlar.
seni sevdiğini düşünüyor olabilir,
ama sevmeyi beceremiyor.
bu da ondan sana yar olmayacağı anlamına geliyor. (149)
 hayat zaten zor,
daha da zorlaştıracak birini seçmenize gerek yok. (162)
korkuyorum okuyucu.
farkında olmadan bu kitabı
ben mi yazdım nan yoksa o.O 
 
 
 

31 Ocak 2013 Perşembe

ne zaman büyüdük biliyo musun okuyucu?


senelerce olmasını
ve olduğunda kutlamalar yapmayı beklediğin olayları
kuru bir hayırlı olsunla geçiştirdiğinde..

öylesine "keşke biri bana papatya alsa" dediğinde
seni mutlu etmek için evine papatyalar gönderen arkadaşının
gözünün içine bakıp
"mutlu musun?" demeyeli ne kadar zaman olduğunu sayamadığında..

ve en son kimin
gerçekten senin için bişy yapmaya hazır halde
mutlu musun diye sorduğunu hatırlayamadığında..

zaman denen şeyin aslında ne kadar önemsiz olduğunu,
sevdiklerine ayırmadığında ne kadar boş geçtiğini,
kazandırmadığını yıprattığını sadece üzdüğünü farkettiğinde..

zamanından önce büyümek zorunda olduğunda..

birlikte büyüdüğün birlikte uyuduğun insana
öğle arasında beş dakika ayırabilmeyi
lüks saydığında

ve "çok vaktini almayayım" cümlesini kurarken için acıdığında..

 
yemeği nerde yiyelim sorusunun yerine
resmi hediyeler konuşulduğunda,
evinden aldığın dostunun evinin yolunu unuttuğunda,
saçının teli havalansa farkedicek kadar çok vakit geçirdiğin insan
saç rengini değiştirdiğinde
eski rengini hatırlayamadığında..

 
noktayı koyacak kadar sağlam duramadığın
ve üç noktanın belirsizliği altına girmeye
cesaret edemediğinde..

herkes diğerinin hayatının dışında kaldığında
ve sen sessiz sedasız kabuğuna çekildiğinde..



27 Aralık 2012 Perşembe

etkinlik düzenledim, haydi kızlar toplanın, ayakkabınızı gösterin!


 bloğumda bi etkinliğim var,
hem eğlenceli hem hediyeli(:

nerden nasıl duyururum derken
aklıma burası geldi.
dedim yazarsam
bütün kızlar toplanırsa
çok eğlenceli olur(:





26 Aralık 2012 Çarşamba

sevgililik ne acayipmiş..

bazılarının payına mükemmel evlenme teklifleri,
düşünceli, zeki, ince, ahlaklı
hint kumaşları düşer;
bazılarına kozalak.
sadece kozalak.







24 Aralık 2012 Pazartesi

hayat, mükemmel beklentilere karşın dandik gerçeklikler bütünüdür.


bazı gerçekler,
insanın suratına çotank diye çarpar.
hayatın planladığımız gibi gittiğine
kaçımız şahit oluruz ki?

bir hafta sürecek o diyete asla girilemez.

 1.80 gibi süzülen kız
aslında 1.45tir.

"oyy sana çok yakıştı" denen bluz
üstünde battaniye gibi durmuştur.

aman ne romantik diye baktığın kar,
hayatı felç eden bi çamur yığınıdır.

on santim köpüğü olması gereken latte
evde yapıldığında bulaşık suyudur.

farklı görünmeye çalışsak da
çoğu zaman sıradanızdır.

zeki olduğumuzu iddia ettiğimiz her an ise
her zamankinden daha aptal.

hiç bir tarif internette gördüğümüz
görüntüyü vermez.

hiç bir eşya
eve getirildiğinde mağazadaki gibi durmaz.

kuaförün bak seni çok açacak diyerek
saçımıza sürdüğü her boya,
adeta bir ajdar efekti meydana getirir.

dolap sebzeyle doldurulsa,
her akşam salata yicem dense de
en birinci gıda maddesi nutelladır.

doğal sarışın gibi göründüğünü sananların
aslında dibi gelmiş saçları vardır.

maç izlemeyi planlarız,
ama ertem şener'in öğrettiği hayat gerçekleriyle
(bkz: futbolcuların yedi cetleri)
huşu içinde bilgi ediniriz.

çok popüler olduğumuzu sanarız,
ama yalnızlık ömür boyu.

sosyal statü kadınlara yeter diye düşünürüz.
ama sosyal statüsü, eğitimi, özellikleri ne olursa olsun
erkekler öküz olduğu sürece
üç kadından en az biri
mutsuz evliliklerin,
mutsuz hayatların kurbanı olur.

eski sevgili asla unutulmaz.
ama planlanan bu değildir.

reklamlardaki sonucu aldığını sanarak
saçlarını savura savura yürüyen kızın
diğer adı aslında
çalı süpürgesidir.

her dönem başında bu dönem ders bırakmicam denir,
ama ya sadece vizeler iyi geçer,
ya da finaller.

evi itinayla süpürdüğünü sanırsın,
ama anne yerde toplayınca bir ekmek edecek kadar
kırıntı bulur.

sırf siyah diye zayıf gösterdiğini sandığın tayıt
(bkz: tayıt)
 isminin önüne akrep nalan ekler..

hayat acımasızdır.
ya da sadece gerçek.
 




20 Aralık 2012 Perşembe

2013'ten neler bekliyoruz? hadi sen de cevapla okuyucu.

sayfamızın ilk mimi hayırlı uğurlu olsun!
(daha önce vardır belki, gözümden kaçmış olabilir)
bana arseli gönderdi,
ben de doldurdum
buraya da koydum ki siz de doldurun.
 
soru şu,
2013'ten neler bekliyoruz?
ister şunu bunu istiyorum diyin,
ister kendinize benim gibi bi yapılacaklar listesi çıkarın.
 
ama ne olursa olsun link atın ki
okuyalım biz de(: 

 
bismillah.
besmeleyle başlayayım,
dua niyetine geçsin(:
şimdi dünyaya uzaydan bakayım,
tolkien filmlerinin başrolü olayım,
(olsam olsam ork olurum goblin olurum zaten)
cosmopolitan'a yazar olayım desem
inanıcan mı?
yok.
gerçekçi olayım o zaman.
to do list'ime başlıyorum.
- arseli gibi, italya turu yap.
- psy ile gangnam dansı yap.
madonna'dan neyim eksik?
he?!
- çikolata muadili,
aynı derecede mutlu eden
ama kalorisiz bişey icat et.
biyomühendislik bi işe yaramalı.
- için rahat ölebilecek kadar
ferah, huzurlu, vicdanı hafif
bi sene geçir.
 
- master bitsin,
bi de kimsenin kırılmadığı
herkesin haddini bildiği bi törenle
nişan yüzüğü tak.
- dünyanın tüm mutfaklarından
birer yemek dene.
ama öyle böcekli alkollü falan olmaz.
- efsane ol ya.
blog aleminde mi olur
pastacılıkta mı olur
biyomühendislikte mi olur bilmiyorum ama
bi kere yanında yüzümü görmemiş biri
olm bi semmma var var ya desin.
(manyak mıysam neysem artık.)
- birine  nutellalı krepli
içli köfteli, yaprak sarmalı,
chai tea latteli bi kahvaltı sofrası hazırla.
(var bi tuhaflık. şimdi farkettim ben de.)
 - louvre'a gidip mona lisa'nın önünde dikil,
bu ne lan ne güldüğün belli
ne ağladığın diyip
havalı bi çalımla popomu dönüp çık.

- sözlüğün yeni moderatörü ol,
ssg'nin yerini smm alsın.
(bkz: sözlükten uçurulmaya sebebiyet verecek entryler)
  - bu sene,
sevdiğim tüm filmleri tekrar izle.
ki günde üç taneye falan tekabül ediyo,
galiba imkansız.
- sigarayı bırak.
aa bi dakka,
zaten hiç içmişliğim yok ki.
o zaman kullananlar bıraksın,
dilek hakkım boşa gitmesin.
- kimseyi kırma,
kimse seni kırmasın.
ve sanırım ikincisi çok ütopik..

çizmeye tekrar başla
- dünyaya gelen göktaşı var mı bi bak
- seramik kaftanlardan tasarla
- tez zamanda sefere çık 
(yanına sefer tası almayı unutma)
- yeniçerilere bahşiş ver
- kolağasına kol böreği, subaşına su böreği ısmarla
- viyana'ya operaya git
- hollywood'a sinemaya git 
- rio'ya karnavala git
- erdal bakkal'a çaya git
- ispanya'ya el clasico'ya git
- tezini bitir.
- discharge nasıl yapılırmış iyi bi öğren
- 7 kişiyi anime izlemeye alıştır 
- aynaya daha çok bak, her baktığında gülümse.
- golluma bağladın. azcık çık dolaş.
- 10 zaman için 10 kitap okuma.birini yanında taşı onu bitirmeden diğerine geçme
- her zıkkıma gözün dolmasın.
- daha sık daha derin daha anlamlı nefes al
- nefesine kadar paylaş
- tezini bitir.
- birine çiçek gönder
- birine sana papatya alması için baskı yap.evet efenim bildiğin baskı.
- teleferiğe bin.
- ağlayana kadar gül
- cupcake kursuna kaydol
- doughnut kursu falan da bulsan tadından yenmez.
- bi dolgu topuklu siyah ayakkabı al
- ve siyah portföy.
- tezini bitir.
- bi tencere sarma yap dolaba at
- 500. izleyicin şerefine çekiliş düzenle
- o muhteşem ekibe bütün servetini ver, 
istanbul efendisi- tarla kuşuydu juliet ve şark dişçisini peşpeşe oynasınlar
- süte eti cici bebe kat ye onu bi güzel
- arada beynini çıkar formaldehitte dinlendir
- midene sancılar sokan insanlardan uzak dur
- milyonerde aranacak kişilerin listesini yap
- tezini bitir.
- közlenmiş patlıccan salatası yap
- kuzenlerine toka al hep
- bırak dağınık kalsın.
- hiç sevmediğin bi mağazaya arabayla dal.
camlar haşır huşur kırılsın.
fonda pretty woman, yüzünde dev gibi bi sırıtma. 
önce hasarı ödeyebilecek parayı biriktir.
- yuri bilge'den depresyon hırkasını ödünç al
- mısır konservesine kaktüs ek.
- daha güçlü daha sakin daha kararlı ol.
- köprüde yürü
- dünyayı ele geçir. nıhaha.
- tüm şehirlere deniz götür.
- bi gün okula elinde elektrikli testereyle git.
- tıka basa dolu bi yürüyen merdivenin
en tepesinden kendini milletin üstüne bırak
- yıldızları görebileceğin bi yerlerde uyu
- trene bin, ineceğin yerde atla. tren durmadan.
- nobel kazan (çocuk oyuncağı zaten!)
- çivi çakmadan tablo asabilmenin yolunu bul.
- zamanında dublajlı izlediğin tüm filmleri orjinalinden izle
- balkona çık da bi balkon konuşması yap
- bayramda kapıyı çalan veletlere birer kilo nutella ver
- elseiver'a editör ol
- lemmings oyna, doom oyna, insanitarium oyna.
- yüzüstü yatmaktan vazgeç
- bangır bangır paint it black dinle
- yapılacaklar listelerini düzenle,
hepsini bi yerde topla.

heerkesi mimliyorum.
cevaplayazaksınız!
boynunuzun borcu!
yalnız bi de link atın ki doldurduktan sonra,
okuyayım(:
 
 
 

11 Aralık 2012 Salı

to do list


Ama eğer illa da bişeyler yapıcam 
dolu dolu listelerle yaşamam gerek diyorsan;

- Daha fazla dinle

- Daha fazla sus

- Daha dikkatli bak

- Daha çok oku

- Kıymetini bilmeseler de daha çok gül (:

- Bazı insanları/durumları
illa seveceksen hobi olarak sev.

- Sevgi test edilebilecek bir şey değil,
yaptırma öyle şeyler kendine,
yazık..

- Hayatının en güzel senelerini boşa harcama.
Sonunda bi dolu şey istediğin gibi olmayacak.
Çok güzel günler de göreceksin ama
dünya üzerinde en çok güvendiğin insan
seni bir anda yalnız da bırakabilir.
Üzülme, bir şekilde atlatılıyor
ama kolay değil.
Fırsatın varsa kaç bence.

- Bol bol hata yap

- Öl. Zaman geçtikçe zorlaşıyo çünkü..




3 Aralık 2012 Pazartesi

bu şakayı görmeyen kaldı mı(:


izledim,
paylaştım,
görmeyen varsa bi daha izlesin diye buraya da koydum.

ben gecenin bi yarısı izleyip
korktuysam,
hepiniz korkun!
(arada böyle zekiliklerim olur)

 yalnız insanların tepkisi mükemmel.
ama biri de çıkıp dava açmamış
ben artık asansöre binemiyorum
vay efendim kalp krizi geçirdim falan diye.. 

bu sebepten prodüksiyon mudur
değil midir bilemedim ama
çok eğlendim be(:

ayrıca,
bunun hapisanelerdeki
tüm çocuk istismarcılarına
uygulanması gerektiğini düşünüyorum.
gebersinler.





29 Kasım 2012 Perşembe

geçmiş olsun birader


selam okuyucu!
naber?
ben hastalıktan geberiyorum.

gebermek derken,
laf olsun diye değil.
canım burnumdan çıkıyo.

ama bu postu aman da çok hastayım
diye dert yanmak
veya havalar da çok değişti sami,
bi öyle bi böyle diye
geyik yapmak için yazmıyorum.

sayfamızın kurucusu,
kutsal umayımız
aynen benim gibi
ço hastamış.

(burda aynen benim gibi diye belirtmemin sebebi,
benim de bi geçmiş olsuna muhtaç olmamdır.
ve muhtaç olduğum kudret
takipçilerin asil klavyelerinde mevcuttur.)

kendisine burdan
aman da ne güzel hasta olurmuş
aman da ateşi mi varmış
ablası ablası hemencik iyileşsin şeklinde
hasta nazlamaları rica ediyorum.


çünkü engin hayat tecrübelerimden
(23 yaşındayım, evet.)
edindiğim bilgiye dayanarak söyleyebilirim ki
gribin tek tedavisi
nazlanmaktır!


anne çorbası gönderin efendim,
kalın çorap gönderin,
yün içlik gönderin.
ya da dua edin bi an önce,
tüm hastalar şifa bulsun.
 
dünya büyülü bi yer olsun.
son olarak güzellik kraliçesi edasında
zarif zarif sağ elimi kaldırıp
on derece açıyla sağa sola bükerken
peace world diyorum.

(bkz: sayfanın saygınlığını düşüren
laubali yazar)

hapşu!





 

23 Kasım 2012 Cuma

don't speak..

bu,
her anını birlikte geçiren
iki insanın masalıymış.
 
birbirlerinin dostu olmayı başarabilmiş
iki insanın.

bir varmış bir yokmuş değil,
onlar hep birlikte varmış.
ama her güzel şey bitermiş,
sebebin arkasına "hayat"ı sığındırarak.


bi gün,
biri vazgeçmiş.
diğeri görmezden gelmeye çalışmış,
"it looks as though you're letting go
and if it's real
well i don't want to know" diyerek.


ama şu hayatta görmezden gelinebilecek
en son şey
vazgeçilmekmiş.

ne konuşulursa boşunaymış,
"konuşma" demiş.
"açıklama, ne söyleyeceğini biliyorum.
acıtıyor."

gerekçelere, bahanelere ihtiyacı yokmuş.
incinmiş,
tek bildiği buymuş.
kibar davranmaya çalışması,
"biliyorum, iyisin sen, boşver" demesi
hep numaraymış.

incinmiş,
çok kez.
anlatmaya çalıştığında
dinlememişler.
ve artık ağzından çıkan tek söz
"konuşma"ymış.

 zaman hep yaralarının kapanmasını engellemiş.
başkalarına gelince
acıların üstünü örten zaman,
ona gelince delik deşik etmiş.
tıpkı başkalarına karşı
çok kibar, centilmen, düşünceli olan insanların
ona gelince zehirden beter olması gibi.

 
incinmiş.
bu;
bi yandan ağlarken
bi yandan dimdik durmaya çalışanın şarkısıymış,
ve keşke olmasaymış..


nefes aldırmayan şöyle bir versiyonu varmış,
boğazına düğümler düğümler ve düğümler oturtan:

 
bir de glee versiyonu..

 

keşke olmasaymış.
böyle şeyler.
hiç.
 
 

20 Kasım 2012 Salı

semmma altını çizdi - elif şafak..aşk


Aşk'ın hiç bir sıfata ve tanımlamaya
ihtiyacı yoktur.
başlı başına bir dünyadır aşk.
ya tam ortasındasındır,
merkezinde.
ya da dışındasındır, hasretinde.
affedicilik.
geliyorsa şayet elinizden,
ki gelmeli,
kusur etti mi kocanız,
ki edebilir,
ne yapıp edin, affedin. (12)
 
 
ellacığımızın tüm yaşamı,
kocası ve çocuklarından ibaretti.
kaderin zorluklarına tek başına
kafa tutacak ne bilgisi vardı ne tecrübesi.
hiçbir zaman risk almayı bilmezdi. (14)


hangi asırda yaşıyorsun?
şunu kafana sok bir kere,
bir kadın aşık olduğu erkekler evlenmez.
baktı bıçak kemiğe dayandı,
bir tercih yapması lazım,
o zaman tutar
iyi baba ve iyi koca olacağını tahmin ettiği
sırtını yaslayabileceği adamı seçer.
anladın mı?
yoksa aşk bugün var yarın yok
cici bir histen ibaret. (23)


coşmuştum.
iyi paraydı doğrusu.
bu cinayeti işlersem,
uzun seneler rahat edecektim...
...derviş ya da başkası,
bu şartlar altında
herkesin canını alabilirdim (44)


adam ağır ağır yaklaştı kuyuya,
eğildi baktı ta dibine.
"Şems, cancağızım" dedi fısıltıyla.
"orada mısın yoksa?"
yanıt vermek için ağzımı açtım ama
dudaklarımdan tek bir ses çıkmadı.
adam daha da eğildi
 ve dikkatli gözlerle taradı kuyunun dibini.

ilk başta karanlık sulardan başka birşey göremedi.
sonra birden aşağıda,
bir fırtına sonrası ummanla sallanan,
sallandıkça ummanı andıran bir sal misali
avare avare suyun yüzünde gezinen elimi seçti.
ardından,
yukarı bakan bir çift gözü farketti.
dolunaya bakıyordu gözlerim,
ta kuyunun dibinden. (47)


kabuğunda uçamazsın.
korkmadan kır yumurtanı,
selamete uçacaksın..  (65)


bir uçurtma misali rüzgarda savruk,
başına buyruk,
hür, hafif,
ve bir o kadar mesut.. (82) 


şems'e dedim ki;
"bak, ipekböceği kozadan çıkarken
alın teriyle ördüğü ipeği
yırtıp parçalar.
bu yüzden çiftçiler ya ipeği seçer
ya ipekböceğini.
ikisini birden koruyamazlar.
çoğu zaman ipekböceğinin canını alırlar.
bir tek ipek mendil için bilir misin
yüz ipek böceği can verir." (111)


baktım, uzun kara saçlarını kazımış.
şaşırdım ama ne ben sebebini sordum,
ne o anlattı.
bir tek şey söyledi:
"bu hikayede benim payım
ipekböceğininkine benzer.
rumi ipektir, ilmik ilmik örülecektir.
vakit tamam olunca ipeğin bekası için
ipekböceğinin ölmesi gerekir." (111)


nuh tufanı kırk gün sürdü.
sular her yeri kapladı ama aynı zamanda
birikmiş tüm kirleri sildi
ve hayata yeniden başlama fırsatı verdi.
islam tasavvufunda kırk sayısı
bir mertebe aşmak için sarf edilen zamanı,
manevi uyanışı temsil eder.


bilincin dört temel safhası vardır,
her birinde on derece mevcuttur ki
toplamda kırk eder.
hz. isa kırk gün çölde çile çekti.
hz muhammed peygamberlik çağrısını
kırk yaşında işitti.
budha ıhlamur ağacının altında
kırk gün tefekküre daldı.
ve tabii şems'in kırk kuralını da unutmamalı. (151)


hançerden keskindi kara bakışları.
kollarını iki yana açaral kaldırdı
ve sokağın ortasında öylece dikiliverdi.
sanki sadece beni
ve peşimden gelen konvoyu değil,
zamanın akışını durdurmaktı niyeti.
birden tüm bedenim ürperdi,
yüreğimden bir yıldız kaydı sanki. (199)


rahmetli eşiniz burada, yanımda.
elimi tutuyor,
beni konuşmaya teşvik ediyor.
koyu kahve badem gözleri,
çillenmiş yüzü,
uzun sarı bir elbisesi var (220)


tebrizli şems evimize geleli beri
kafam öyle karışıktı ki
hz meryem'e her zamankinden
daha fazla hasretim. (227)
 
 
şeriat der ki;
"seninki senin, benimki benim."
tarikat der ki;
"seninki senin, benimki de senin."
marifet der ki;
"ne benimki var ne seninki"
hakikat der ki;
"ne sen varsın ne de ben" (230)


şems omzunun üstünden bana baktı.
rahattı, belli ki
kendine inancı tamdı.
cübbesinin yenini sıvadı,
kollarını suya daldırdı
ve başladı şadırvandaki kitapları
tek tek çıkarmaya.
hayretten küçük dilimi yuttum.
zira sudan çıkardığı her kitap kupkuruydu. (254)


şems eğildi, bir avuç toprak aldı.
parmakları arasında ufaladı.
sonra yerdeki kırık bir dala uzandı,
kalktı,
meşe ağacının etrafında
genişçe bir çember çizmeye koyuldu.
çember tamamlanınca kollarını
semaya kaldırdı.
sanki görünmez bir elin
kendisini harekete geçirmesini bekliyordu.
ardından esmayıhüsnayı sayarak
başladı çemberin içinde dönmeye.
önce ağır ağır, rikkat ve dikkatle;
sonra kendisinden geçerek,
hızlanan bir ezgiye eşlik edercesine,
insan üstü bir kudretle döndü, döndü.
tüm kainat ve cümle yıldızlar
ve dahi ay da onunla semaya durdu. (256)


tuhaf bir kimyası vardı margot'un.
yaratıcı fikirler, sivri eleştirilerle doluydu.
cesur, bağımsız ve asiydi.
ama aynı zamanda
kristal bir çiçek gibi narindi.
bir bakmışsın,
olmadık bir sözden incinmiş, kırılmış.
kendi kendime söz verdim,
onu dış dünyanın hoyratlığından da,
kendi içimdeki yıkıcı damardan da
koruyacaktım. (263)


her hakiki aşk,
umulmadık dönüşümlere yol açar.
aşk bir milad demektir.
şayet aşktan önce
ve aşktan sonra
aynı insan olarak kalmışsak,
yeterince sevmemişiz demektir.
birini seviyorsan;
onun için yapabileceğin en anlamlı şey
değişmektir! (339.)
 

otuz sekizinci kural:
yaşadığım hayatı değiştirmeye,
kendimi dönüştürmeye hazır mıyım diye sormak için
hiç bir zaman geç değil.
kaç yaşında olursak olalım
 başımızdan ne geçmiş olursa olsun,
tamamen yenilenmek mümkün.
tek bir gün bile
bir öncekinin tıpatıp tekrarıysa,
yazık. (400)
 
 
 
 
 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

... BÜTÜN KIZLAR TOPLANDIK ... Template by Ipietoon Cute Blog Design and Waterpark Gambang